Nis 09 2014

Alan Adları ve Markalar Hukuku ile İlgili Nanterre (Fransa) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Kararı’nın İncelenmesi

Bir alan adının tescilli bir marka ile aynı olması veya iltibas yaratması mümkündür. Burada ortaya çıkan sorun dış dünyadaki marka anlaşmazlıkları nedeniyle ortaya çıkanlardan pek farklı olmasa gerektir. Markasına tecavüz edildiğini iddia eden davacı alan adı veya onun gösterdiği siteyi kullanmanın karışıklığa yol açtığını ileri sürebilir.

Marka hukukuna ilişkin alan adı uyuşmazlıklarına ülkeler bugün iç hukuklarındaki düzenlemeleri uygulamaya çalışmaktadırlar. Bu yazıda marka hukukuna ilişkin bir problemin çözümünü ve alan adlarıyla olan ilişkisini ele alan bir Fransız mahkeme kararının incelemesi yer almaktadır.

II – OLAYLAR

Nanterre 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen ve 19 Kasım 2001’de karara bağlanan bu davada;

S.A E-LEARNING şirketi davacı, Société ELEARNINGAGENCY şirketi ise davalıdır. Davacı 7 Mart 2000 tarihinde ticaret siciline kayıt olmuştur. Elektronik destek yoluyla kişilere pedagojik ve uygulamalı içerik sağlama işiyle uğraşmaktadır. Şirket 7 Nisan 2000 tarihli ve 003020089 numara ile Ulusal Endüstriyel Mülkiyet Enstitüsü nezdinde ürün ve hizmetleri için 35,38 ve 41, sınıflardan tescil ettirilmiş olan”E-LEARNING” markasına sahiptir. Davacı faaliyetlerini geliştirmek için de www.crossknowledge.com ve www.e-learning.fr adreslerinde iki web sitesi işletmektedir.

Davalı ELEARNING AGENCY ise www.elearningagency.com adresinde bir web sitesi işletmektedir. O da 19 Temmuz 2000 tarihinde “e-LEARNİNG AGENCY” markasını tescil ettirmiştir.

III – DAVACININ TALEPLERİ VE DAVALININ CEVAPLARI

Davacı, Fikri Haklar Yasası’nın L 713-2, L 713-3 ve L 716-1. maddelerine dayanarak;

• “e-LEARNİNG AGENCY” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini,
• “e-LEARNİNG AGENCY” ve “e-learningagency” isimlerinin tüm kullanımlarının önlenmesini,
• Davalının IP adresinin tüm internet arama motorlarından çıkarılmasını ve “e-learningagency.com” alan adının kendisine transfer edilmesini,
• Davalının davacıya verdiği zararlar için 200.000 fransız frangı ödemesini,
• Mahkeme kararının 3 ayrı gazete veya dergide ve ELEARNING AGENCY şirketinin web sitesinde ilan edilmesini,

talep etmiştir.

Davalı ise cevabında ve karşı davasında, davacının markasının tescil tarihinde jenerik ve davacının günlük aktivitelerinde kullandığı bir isim olduğunu bu sebeple hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

IV – MAHKEMENİN DAVANIN ESASI İLE İLGİLİ ANALİZİ

Mahkemeye göre;

Fikri Haklar Yasası’nın L 711-2. maddesine göre marka sahibinin markasının ayırd edici nitelikte olabilmesi için markayı hizmet ve ürünlerinde kullanması, bu markanın günlük yaşamda veya iş yaşamında jenerik isim olarak ürün ve hizmetleri belirtmek için kullanılmaması ve ayırd edici niteliğin markanın tescil tarihinde var olması gereklidir.

“e-learning” teriminin basında, çeşitli yayınlarda ve internet üzerinde de görüldüğü gibi, bugün Fransa’da eğitim uzmanları ve eğitimle ilgili kişiler tarafından çok sık ve genel bir anlamda kullanıldığı, gerek içerdeki gerekse dışardaki firmalarda bu terimin intranet, internet veya bilgisayar aracılığı ile eğitimi kapsayan genel bir anlam taşıdığı tartışmasızdır.

Bu yeni terim, davacı markasını tescil ettirdiği sırada “ağ üzerinden eğitim” veya “elektronik öğrenim” olarak adlandırıldığı ve sık olarak kullanıldığı ABD’den gelmiştir.

Davacı kendi açıklamalarına göre yönetim ve pazarlama eğitimi için pedagojik araçları elektronik destekle sağlamaktaydı. Kendisini “yöneticilerin sanal üniversitesi” olarak adlandırmıştı. Ticari iş yönetme yayınlarını içine alan 35. sınıftan, telekomünikasyon hizmetlerini içine alan 38. sınıftan ve eğitim, öğretim hizmetlerini içine alan 41. sınıftan markasını şu işler için tescil ettirmişti;

• Kursların düzenlenmesi
• Seminerlerin düzenlenmesi
• İnternet aracılığı ile interaktif sunumların düzenlenmesi
• Ağ üzerinden konferansların organizasyonu ve yönetilmesi
• Eğitim amaçlı videokonferans’ların düzenlenmesi

Söz konusu olan hizmetler genel olarak bu türü belirtmek üzere “e-learning” olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca “e-learning” terimi, çeşitli konferanslarda, çeşitli gazete ve dergilerde davacının markasını tescil tarihi olan 7 Nisan 2000 tarihinden önce kullanılmıştır. Örneğin Le Monde Informatique dergisinde 3 Mart 2000 tarihinde, Internet Professionnel dergisinde 10 Mart 2000 tarihinde, Arthur Andersen İş Danışmanlığı’nın 28 Mart 2000 tarihli konferansında “e-learning” terimi kullanılmıştır.

Bu markaya bir koruma sağlamak, uzaktan eğitim için bu terimi kullanan tüm kişilere karşı davacının marka ihlali iddialarını ileri sürebilmesine yol açacaktır. Oysa böyle bir genelleme kesinlikle kabul edilemez.

Ayrıca davacı tarafından ileri sürülen karışma riski davacı tarafından ispat edilememiştir. Tarafların web siteleri sunuş bakımından birbirinden tamamen farklıdır. Davalının web sitesi, sorumluluklarının tanımı ve şirketin aktiviteleri bakımından gayet nettir. Hiçbir şey normal rekabet kurallarının ihlal edildiğini söylemeye imkan vermemektedir.

V – HÜKÜM

Bütün bu gerekçelerle mahkeme, davacının markasının davalının talebi gibi sadece 41. sınıfa münhasır olmak kaydıyla hükümsüzlüğüne ve alan adına ilişkin olan talep de dahil olmak üzere davacının tüm taleplerinin reddine karar vermiştir.

VI – SONUÇ

Böyle bir durum ülkemizde ortaya çıksaydı ne olurdu?

Mevzuatımızda jenerik adların marka olarak tescilinin talep edilmesi mutlak red sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Konuyu düzenleyen 556 sayılı Markalar Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin c ve d bentlerinde şu hükümler yer almaktadır;

“c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,”

“d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,”

Yukarıdaki nitelikleri taşıyan bir işaret veya adın marka olarak tescili talebiyle Türk Patent Enstitüsü’nün önüne gelmesi halinde Enstitü’nün bu başvuruyu 3. kişilerin itirazına gerek olmaksızın kendiliğinden reddetmesi gerekecektir. Çünkü KHK metninde bu durum mutlak red sebebi olarak gösterilmiştir.

Bu tescil talebi marka siciline kaydedilmiş olsa bile yukarıdaki davada olduğu gibi; Türkiye’de tescilli bir markanın sahibinin bir alan adı sahibi aleyhine, alan adının markası ile aynı veya ayırdedilemeyecek kadar aynı olduğu için markasına tecavüz teşkil ettiği veya alan adının halkın kafasında karışıklığa yol açtığı iddiasıyla markaya tecavüzün önlenmesini, alan adının kendisine transfer edilmesini, alan adının gösterdiği sitenin arama motorlarında bulunmasını sağlayan metataglarının kaldırılmasını ve bu alan adının tüm arama motorlarından çıkarılmasını talep etmesi halinde davalı konumundaki kişinin bir karşı dava ile davacının markasının ticaret alanında cins, çeşit vb. bir adı içerdiği yani jenerik bir isim olduğu için reddedilmesini talep etmesi halinde davacının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.
Bu sebeple bir jenerik ismi marka olarak tescil ettirmek isteyenler bu taleplerinin mutlak red engeline takılacağını iyi hesaplamalıdırlar. Mutlak red sebebi enstitü tarafından atlansa ve marka tescil talebi kabul edilse bile marka sahibinin markasına tecavüz olması ve marka sahibinin de marka korumasından faydalanmak istemesi halinde açacağı dava aleyhine dönerek kendi markası hükümsüz kılınabilecektir. O zamana kadar markaya yapılan harcamalar ve yatırımlar da böylece boşa çıkmış olacaktır.

Ülkemizde ODTÜ’nin açıkladığı yeni alan adları sistemi sebebiyle böyle bir markaya sahip bulunanlar için bir risk doğmaktadır. Çünkü bu yeni sistemle jenerik alan adları belli şartları taşıyanlara verilecektir. Böylece hernasılsa atlanarak da olsa bir jenerik adı olarak tescil edilmiş olan markalara tanınan hukuki koruma alan adları karşısında işlevsiz hale gelecektir. Ayrıca jenerik alan adlarının alınabilmesi, neyin jenerik alan adı olduğunun bazı hallerde tam olarak tespit edilememesi sebebiyle aleyhine dava açılan alan adı sahiplerine davada savunma olarak ileri sürebilecekleri bir argüman verebilecektir. Gerçekten de bazı tescil başvurularında Türk Patent Enstitüsü jenerik bir isim veya işaret sayılabilecek bir marka tescil başvurusunu kabul etmekte bazı hallerde ise tam tersini yapmaktadır. Yani KHK’nin özellikle 7/c fıkrasının uygulanmasında bazı hallerde muğlak bir durum söz konusudur, kriterler tam olarak tespit edilememiştir.

İlerleyen zamanlarda alan adları ile de ilişkili olarak bu tür bir marka uyuşmazlığının ortaya çıkması muhtemeldir. Yargı kararları ile konu bir açıklığa kavuşacaktır.

Makale Yazarı

Av. Ali Osman Özdilek

Related news


About Author


Fatal error: Allowed memory size of 134217728 bytes exhausted (tried to allocate 87 bytes) in /usr/local/www/hosts/isvicreavukat.com/wp/wp-includes/cache.php on line 570