Nis 09 2014

Şirketlerde Kayıp Önleme ve Lojistik Sektöründen Bir Örnekle İş Hukuku İle Olan İlişkisi

Şirketlerin uğradıkları maddi kayıplar her zaman üçüncü şahıslarla giriştikleri sözleşme ilişkilerinden doğmayabilir. Devlet ile, kamu kurum ve kuruluşları ile olan yani kamu gücünün etkin olduğu ilişkilerden de kayıplar doğabilir. Bu tür kayıplar şirketin dış ilişkilerinde yaşadığı kayıplardır.
Ancak ikinci bir kategori olarak şirketin iç ilişkilerinden kaynaklanan kayıplar da çok önemli yer tutmaktadır. Yaşayan bir organizma olan şirketin, en üst düzeyde sermayedarlarından, yönetim kurulundan tutun da en alt düzeydeki işçisine kadar karmaşık bir ilişkiler bütünü arzeden iç ilişkilerinde çeşitli kayıpların ortaya çıkması her zaman beklenen bir ihtimaldir. Üstelik iç ilişkilerden ortaya çıkan kayıplar, dış ilişkilerden kaynaklananlara göre çok daha yıkıcı olabilir. Yönetim kurulunun aldığı stratejik bir karar şirketin sonunu getirebilir, şirket içi dengelerin söz konusu olduğu durumlarda bu dengenin çıkar gruplarından biri lehine, diğerinin aleyhine bozulması yönündeki mücadeleler şirketin ilerleyişini sekteye uğratabilir. Türkiye özelinde aile şirketlerinde gözlemlediğimiz aile içi çıkar çatışmaları işletmelerin sonunu getirebilmektedir.
İç ilişkilerde kayıp yönetiminde ele alınması gereken en önemli unsurlardan biri şirket ile şirketin çalışanları arasındaki ilişkilerdir. Tecrübeler göstermektedir ki özellikle işten çıkarılan personel haksızlığa uğradığı kanısıyla şirket aleyhine çeşitli eylemlere girişebilmektedir. Bu sürecin ele alınması ve yönetimi ayrı bir konu olmakla birlikte, uygun bir şekilde yönetilemeyen işten çıkarma süreçlerinde ve sonrasında çok büyük kayıpların da yaşandığı bir gerçektir. Bunun yanısıra, çeşitli saiklerle – daha çok maddi menfaat temelli olmak üzere – çalışmakta olan personel de şirkete önemli zararlar verebilir. Bu tür durumlar basitçe işin yavaşlatılmasından, ticari espiyonaj/sanayi casusluğu teşkil eden eylemlere kadar gidebilir.
Bu bağlamda devreye hukukun gireceği tabiidir. Kayıpların engellenmesinde veya kayıplar ortaya çıktıktan sonra bunların telafi edilmesinde asıl olarak hukuki mekanizmalar devreye girecektir. Bu hukuki mekanizmaları ülkemizde ana olarak İş Kanunu ve İş Kanunu’na bağlı olarak çıkarılan yönetmelikler ve sair ikincil düzenlemeler ile Yargıtay kararları oluşturmaktadır. İş Kanunu dışında Borçlar Kanunu’nun, Ceza Kanunu’nun ve olayın ve işin özelliğine göre uygulanacak sair kanunlar ve diğer yasal düzenlemeler devreye girecektir.
Kural olarak çalışanlar kendilerine verilen işleri, işveren ile imzalamış oldukları hizmet sözleşmeleri kapsamında yerine getirirler. Ancak çalışanlar sadece hizmet sözleşmeleri ile değil, işverenin yönetim hakkı kapsamında çıkardığı talimatlar, yönergeler ve sair yazılı ve sözlü talimatlar ile de bağlıdırlar. Çalışanların işverene sadakat borcu ve verilen işi yerine getirme borcu vardır. Bunun karşılığında ise işverenin çalışanlarına ücret ödeme ve yasal düzenlemelerden ve eğer varsa toplu iş sözleşmelerinden kaynaklanan haklarını verme yükümlülüğü vardır.
Çalışanlar da bilindiği üzere temel olarak mavi yakalılar – beyaz yakalılar olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Teknolojinin hızlı evrimiyle birlikte mavi yakalılar üretim bantlarında en az üretim kaybı ve en az bedeni kayıplar yaşanacak şekilde dizayn edilmiş üretim merkezlerinde çalışırken, beyaz yakalılar daha önce olmadığı şekilde teknoloji ile çepeçevre kuşatılmış olarak neredeyse yirmidört saat işverenin erişimine, gözetimine ve direktiflerine açık hale gelmiştir.
Bir üretim merkezindeki bir üretim aracının bir ayarının yanlış yapılması, bir parti ürünün çöpe atılmasına yol açabilir. Bir anlık dikkatsizlik veya üretim aracının koruma mekanizmalarından birinin devreden çıkarılması çalışanın yaralanması veya ölümüyle sonuçlanabilir.
Bir beyaz yakalının tanımadığı bir kişiden kendisine gelen bir elektronik posta ekindeki bir resim dosyasını açmasıyla sisteme bir virüs bulaşabilir ve sistemin tümüyle devredışı kalmasına ve tabii ki neticesinde çok ciddi kayıplara yol açabilir.
Şirketler bütün bunları önlemek için iş sözleşmelerinde çeşitli hükümler koymanın yanısıra ayrıca çeşitli metinlerle, eğitim ve denetim faaliyetleriyle çalışanlarını ve işletmelerini kayıplardan korumaya çalışmaktadırlar. Örnekler göstermektedir ki hukuki altyapısı ve teknolojik altyapısı iyi çalışılmış şirketlerde kayıplar en aza inmektedir.
Kayıpların azaltılması için her sektörün kendi doğasından kaynaklanan özellikler dikkate alınarak çeşitli teknik ve hukuki önlemler geliştirilmektedir. Burada, aşağıda ele aldığımız üzere kayıpların çokça yaşandığı bir sektör olan lojistik sektörünü örnek olarak ele alabiliriz. Özellikle uydu takip ve coğrafi konum belirleme sistemlerinin gelişmesiyle birlikte araçlarda hız kontrolü, güzergah kontrolü, yük kontrolü gibi çeşitli kontroller yapılabilmekte böylece kayıplar en aza indirilmeye, verimlilik maksimize edilmeye çalışılmaktadır.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılında verdiği bir kararda güzergah dışına çıktığı, araç takip sistemi ile tespit edilen bir çalışan hakkında yerel mahkemece verilen karar ele alınmıştır.
Bu olayda işveren, kendisine bir şoföründen gelen ihbar üzerine başka bir şoförünün kendisine teslim edilen yükü yerine ulaştırdıktan sonra hemen yük boşaltma yerinin yakınındaki bir hale girerek oradan kamyona patates yüklediğini ve güzergahın dışına saparak bu patatesleri fabrikaya çok da uzak olmayan bir yerde bir depoya indirdiğini öğrenmiştir.
İşveren bunun üzerine işçinin savunmasını almış ve savunmayı yeterli görmeyerek iş akdini haklı nedenle feshetmiştir. İşçi bu fesih üzerine işe iade davası açmış ve 8 aylık ücreti tutarında tazminatın kendisine verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme yaptığı yargılama neticesinde işverenin feshinin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar vermiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyayı inceleyen Yargıtay 22. Hukuk Dairesi aşağıdaki kararı vermiştir:
Taraflar arasında, iş sözleşmesinin feshinin haklı veya geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleridir.

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

4857 sayılı Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrasına göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmamışsa veya fesih sebebi açık ve kesin bir şekilde belirtilmemişse aynı kanunun 21. maddesi gereğince geçerli sebep gösterilmediği kabul edilir.

Buna karşılık, aynı Kanun’un 25. maddesinde öngörülen, işverenin haklı sebeple derhal feshinde ise yazılı şekil şartı aranmamaktadır.

Davalı iş yerinde, şoför olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin, şirket aracını şirket yetkililerin bilgisi dışında şahsi işi için kullandığının tespit edilmesi üzerine haklı sebeple feshedildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davacının yasak olmasına rağmen güzergah dışına çıktığı, Gebze’ye giriş yaparak burada 10 dakika kadar bekleme yaptığı davacı ve davalı tanıkları ve bilirkişi tespiti ile de sabittir. Salt bu hususun, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde geçen doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlardan olduğu kabul edilmelidir. Tüm tanık beyanlarına göre davacının iş yeri kurallarına aykırı olarak kendi yararına yük taşıdığı anlaşılmaktadır. ATS verilerine göre de davacının güzergah dışına çıktığı tartışmasızdır. Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve beyanlar dikkate alındığında, davacının eyleminin haklı sebeple feshi gerektirdiğinin kabulü ile davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup hüküm bu nedenle bozmayı gerektirmiştir.

Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,

Görüldüğü üzere Yargıtay, yerel mahkemenin aksine davacı şoförün salt güzergah dışına çıkmış olmasını doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış olarak değerlendirerek yerel mahkeme kararını bozmuş ve davanın reddine karar vermiştir.
Kayıp önleme yönetiminde hukukun önemli bir yeri olduğu tartışmasızdır. Hukuki mekanizmalar hem kayıpların daha ortaya çıkmadan önlenmesinde hem de ortaya çıktıktan sonra bu kayıpların telafi edilmesinde çok önemli bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Kayıp önleme yönetiminin çok önemli bir ayağını da işçi – işveren ilişkileri ve bu ilişkilere uygulanacak hukuk kuralları oluşturmaktadır.
Bu nedenle işletmelerde kayıp önleme yönetimi için planlama yapılırken mutlaka hukuk ve hukukçular da aktif olarak sürece dahil edilmeli ve sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir.

Makale Yazarı

Av. Ali Osman Özdilek, Kasım 2012

Related news


About Author


(13.680) Readers Comments


    Fatal error: Allowed memory size of 134217728 bytes exhausted (tried to allocate 40961 bytes) in /usr/local/www/hosts/isvicreavukat.com/wp/wp-includes/comment-template.php on line 1626